- 02 Şub 2026, 22:35
#4937
Jeffrey Epstein dosyalarının yeniden gündeme gelmesi, güç, sermaye ve siyaset ekseninde şekillenen çocuk istismarı iddialarının nasıl sistematik biçimde örtbas edilebildiğini bir kez daha göstermektedir. Kamuoyuna yansıyan belgelerde, eğlence sektörü, finans çevreleri ve siyasal elitlerle bağlantılı iddialar yer almakta; uzun yıllar marjinalleştirilen bu tartışmalar bugün daha ciddi bir zeminde ele alınmaktadır. Bu bağlamda asıl sorgulanması gereken, suç isnadının kime ve hangi ölçütlerle yöneltildiğidir.
Michael Jackson örneği, medya etiği ve kamuoyu yargısı açısından öğretici bir vaka olarak karşımızda durmaktadır. Jackson, yaşadığı dönemde ve sonrasında defalarca yargı önüne çıkmış, beraat etmiş, aleyhine somut ve hukuki bağlayıcılığı olan kanıtlar ortaya konulamamıştır. Buna rağmen, medya söylemi ile toplumsal algı arasındaki kopukluk, onun isminin yıllarca “pedofili” kavramıyla yan yana anılmasına neden olmuştur. Bu durum, masumiyet karinesi ilkesinin popüler kültürde nasıl aşındırılabildiğini göstermektedir.
Epstein dosyalarında adı geçen veya geçmesi muhtemel kişiler söz konusu olduğunda ise, dikkat çekici bir dilsel ve söylemsel temkin göze çarpmaktadır. “İddia”, “kanıtlanmadı”, “hukuki süreç” gibi kavramlar özenle vurgulanırken, Michael Jackson söz konusu olduğunda bu hassasiyetin büyük ölçüde göz ardı edildiği görülmektedir. Bu çifte standart, medyanın güç ilişkileri karşısındaki tutumunu sorgulamayı zorunlu kılmaktadır.
Akademik açıdan bakıldığında, Jackson’a yöneltilen suçlamaların büyük ölçüde ahlaki panik, önyargı ve sansasyonel anlatı üzerinden beslendiği; Epstein vakasının ise yapısal, örgütlü ve çok aktörlü bir suç ağına işaret ettiği açıktır. Bu iki olgunun aynı kategoriye yerleştirilmesi, hem analitik hataya hem de ciddi bir etik soruna yol açmaktadır.
Sonuç olarak, bugün Epstein dosyaları tartışılırken, geçmişte Michael Jackson’a yöneltilen suçlamaların hukuki değil, kültürel ve medyatik bir inşa olduğu daha net biçimde görülmektedir. Bu durum yalnızca Jackson’ın mirasını değil, aynı zamanda kamuoyunun adalet algısını ve medyanın sorumluluğunu da yeniden değerlendirmeyi gerektirmektedir.
Michael Jackson örneği, medya etiği ve kamuoyu yargısı açısından öğretici bir vaka olarak karşımızda durmaktadır. Jackson, yaşadığı dönemde ve sonrasında defalarca yargı önüne çıkmış, beraat etmiş, aleyhine somut ve hukuki bağlayıcılığı olan kanıtlar ortaya konulamamıştır. Buna rağmen, medya söylemi ile toplumsal algı arasındaki kopukluk, onun isminin yıllarca “pedofili” kavramıyla yan yana anılmasına neden olmuştur. Bu durum, masumiyet karinesi ilkesinin popüler kültürde nasıl aşındırılabildiğini göstermektedir.
Epstein dosyalarında adı geçen veya geçmesi muhtemel kişiler söz konusu olduğunda ise, dikkat çekici bir dilsel ve söylemsel temkin göze çarpmaktadır. “İddia”, “kanıtlanmadı”, “hukuki süreç” gibi kavramlar özenle vurgulanırken, Michael Jackson söz konusu olduğunda bu hassasiyetin büyük ölçüde göz ardı edildiği görülmektedir. Bu çifte standart, medyanın güç ilişkileri karşısındaki tutumunu sorgulamayı zorunlu kılmaktadır.
Akademik açıdan bakıldığında, Jackson’a yöneltilen suçlamaların büyük ölçüde ahlaki panik, önyargı ve sansasyonel anlatı üzerinden beslendiği; Epstein vakasının ise yapısal, örgütlü ve çok aktörlü bir suç ağına işaret ettiği açıktır. Bu iki olgunun aynı kategoriye yerleştirilmesi, hem analitik hataya hem de ciddi bir etik soruna yol açmaktadır.
Sonuç olarak, bugün Epstein dosyaları tartışılırken, geçmişte Michael Jackson’a yöneltilen suçlamaların hukuki değil, kültürel ve medyatik bir inşa olduğu daha net biçimde görülmektedir. Bu durum yalnızca Jackson’ın mirasını değil, aynı zamanda kamuoyunun adalet algısını ve medyanın sorumluluğunu da yeniden değerlendirmeyi gerektirmektedir.
Sonuçta bu kıskançlıklarla yaşamak zorundasın. İncittiklerini düşünüyorlar. Beni hiçbir şey incitemez. Ne kadar büyük yıldızsan, o kadar büyük hedefsin. En azından konuşuyorlar. Konuşmayı bıraktıklarında, o zaman endişe etmelisin.